Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çılgın gençler için, en hararetli münazara konuları!

Herhangi bir konu üzerinde zıt düşüncelerin karşılıklı olarak savunulmasına Münazara denir. Münazarada önemli olan bazen saldırı, bazen “savunma” dır. Taraftarı az olan bir düşünce, iyi savunulduğu zaman çok kişi tarafından takdir edilebilir. Peki başarılı bir münazara için neler yapmalı? Çılgın liselileri için kışkırtıcı münazara konuları!

Yayımlandı

-

Münazara Konuları ve münazara teknikleri üzerine 

Herhangi bir konu üzerinde zıt düşüncelerin karşılıklı olarak savunulmasına Münazara denir. Münazarada önemli olan “savunma” dır. Taraftarı az olan bir düşünce, iyi savunulduğu zaman çok kişi tarafından takdir edilebilir.

Münazara için genellikle üçer ya da dörder kişilik iki grup kurulmalıdır. Gruplardan birisi işlenecek konuya olumlu, diğeri ise olumsuz yönden savunmalıdır. Yani, bir grup “tez”, diğer grup ise “antitez” i almalıdır. Ayrıca, münazara yapacak kişileri değerlendirecek bir “jüri” seçilmelidir. Jüri, ya başlangıçta ya da münazara yapılacağı gün seçilebilir.

Olumlu tezin savunulması, olumsuzdan daha kolay olduğu için, konuşmaya, olumlu tezi savunan gruptan biri başlamalıdır. Konuşmacıların savunmalarının gücü kadar, taraflı ve tarafsız dinleyicilerin gösterilerinin de jüri üzerinde etkisi bulunur. Ancak, taraf tutan dinleyicilerin, karşı taraf konuşmacılarının moralini bozacak nitelikte gösteride bulunmaları doğru değildir. (K. GARİPOĞLU, Kompozisyon Bilgileri, s. 31)

Münazaraya katılacak kişilerle, jüri üyeleri münazara tekniği konusunda bilgilendirilmelidir. İki grup da kendi aralarında iş ve konu bölümü yapıp münazara gününe kadar hazırlıklarını tamamlamalıdır. Konuşmacılara, araştırma için en az 2-3 hafta süre verilmelidir.

Gruptaki her kişi savundukları konunun değişik alt konuları hakkında konuşmak zorundadır. Birden fazla kişi, aynı alt konuyu savunamaz. Münazarada yazılı metne bakarak okuma olmaz. Savunulan konu; sözlü ele alınmalıdır. Konuşmacıların, konularını bir kâğıda yazıp okumaları çok yanlıştır.
Münazarada etkili savunmanın önemli olması gibi, belli zaman içinde konuşmak da önemlidir. Bu nedenle konuşmacılara eşit zaman dilimleri verilmelidir. Bu zaman, genellikle 5-15 dakikadır.Ayrıca, münazarayı izleyen grup da çok önemlidir. Konuşmacılar; konularını savunurken izleyicilerin büyük bir sessizlikle konuları dinlemesi gerekmektedir. Konuşmacıların tutarsız bir düşüncesi, yanlış yerde yapılmış bir mimik hareketi izleyicilerde tepkiye neden olmamalıdır. İzleyiciler savunulan düşüncenin doğruluğunu ya da yanlışlığını onaylayacak davranışlardan uzak durmalıdır. Ancak, böylece jürinin doğru ve tarafsız değerlendirmesi mümkün olur.

Jürinin, değerlendirmede dikkat edeceği özellikler:
a)Türkçeyi kullanma gücü. (Diksiyon, vurgu, tonlama, kelime hazinesi, cümle kurma vb.)
b) El, kol ve yüz hareketlerini yerinde kullanma.
c) Savunmada inandırıcı olma. (Belgeler, istatistikî bilgiler, resimler, gazete ve dergi haberleri, güncel olaylarla örnekleme vb.)
ç) Konuşmacıların fizikî özellikleri. (Temiz ve düzenli kıyafet, saç, sakal tıraşı vb.)

Örnek Münazara Konuları:
Çok gezen mi çok bilir, çok okuyan mı?
İlk insanlar mı daha mutludur, günümüz insanı mı?
Savaşta bilgi mi üstündür, kılıç mı ?
Toplumun ilerlemesinde kadın mı, erkek mi daha önemlidir?
Başarıda çalışmak mı, şans mı önemlidir?
Kalkınmada köyden mi, kentten mi başlamalı?
İklim; insanın kişiliğini değiştirir mi, değiştirmez mi?
Turizmin gelişmesinde para mı önemli, eğitim mi?
Uygarlığın gelişmesinde sanat mı, bilim mi önemlidir?
Ormanların korunmasında yasalar mı, çevre bilinci mi etkili olur?
Çocuk eğitiminde aile mi, okul mu etkilidir?
Başarıya ulaşmak için zekâ mı, çalışmak mı önemlidir?
Para; her kapıyı açar mı, açmaz mı?
Çocuk eğitiminde anne mi, baba mı daha önemlidir?
Ülkenin kalkınmasında tarım mı, sanayi mi önde tutulmalıdır?
Ailede kadın çalışmalı mı, çalışmamalı mı?
İnsan mı doğaya, doğa mı insana hâkimdir?
İnsana suç işleten kendisi midir, toplum mu?
Ülkeyi kalkındıracak olan para mıdır, eğitim midir?
Ülkenin hızlı kalkınmasını sağlayan kamu sektörü müdür, özel sektör mü?
Çocuk eğitiminde çevre mi, aile mi etkilidir?
Atomun bulunması insanlık için yararlı mı, zararlı mı olmuştur?
Bir toplumun gelişmesinde sinema mı, tiyatro mu etkilidir?
Savaşlar yapıcı mıdır, yıkıcı mıdır?
(S. SARICA – M. GÜNDÜZ, Güzel Konuşma Yazma, s. 271)

Veliler (anne-baba) en iyi öğretmendir. Fikrine katılıyor musunuz?

Son zamanlarda yemek yapmak kolay hale geldi. Bu kolaylık insanların yaşam tarzında bir gelişme sağladı mı?

Televizyon arkadaş ve aileler arasındaki ilişkiyi bozmuştur. Buna katılıyor musunuz?

Nerede yaşamayı tercih ederdiniz? Şehirde mi yoksa, köyde mi?

Eğitim kurumlarının eğitime aktardıkları para kadar öğrencilerin spor aktivitelerine de aktarmaları gerekir. Fikrine kalıyor musunuz?

Bazıları lokantada, bazıları da evde kendisi hazırlayıp yemeği tercih ederler. Siz nerede yemek isterdiniz?

Bazıları derler ki, üniversite derslerine katılım serbest olmalı. Bazıları da üniversite derslerine devam mecburiyeti olmalı, der. Bunların hangisine katılıyorsunuz?

Evinizin hemen yanında yeni bir disko açılacakmış. Buna karşı mısınız veya destekliyor musunuz?

Devlet toplu taşıma araçlarını mı yenilemeli mi, yoksa daha güzel yollar mı yapmalı?

Çocuklar için köyde yaşamak şehirde yaşamaktan daha iyidir? Buna katılıyor musunuz?

Öğrenciler okurken çalışmalı mı? Buna katılıyor musunuz?

İnsanlar bazen sevmedikleri şeyleri de yapmalılar. Buna katılıyor musunuz?

Televizyon, gazeteler ve dergiler meşhurların özel hayatlarına çok fazla yer veriyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bazıları dünyaya insanlar tarafından zarar verildiğini düşünüyorlar. Buna katılıyor musunuz?

Bazı insanlar hayatlarını hep aynı yerde geçirirler bazıları da daha iyi iş için, ortam için, ev için hatta hava için değişiklerde yaşarlar. Siz hangisini tercih edersiniz?

Paranızı kazanır kazanmaz harcamak mı iyi, biriktirmek mi iyi?

Biri size bir miktar para hediye etti. Bu parayla ya bir mücevher ya da katılmak istediğiniz bir konser bileti alabilirsiniz. Siz hangisini tercih ederdiniz?

Canlı yayına katılmak televizyonda herhangi bir olayı izlemekten daha eğlencelidir. Katılıyor musunuz?

Gelişme her zaman iyidir, fikrine katılıyor musunuz?

Geçmişi bilmenin şimdiki yaşayanlara bir faydası yoktur. Fikrine katılıyor musunuz?

Teknoloji sayesinde öğrenciler daha iyi ve daha hızlı öğreniyorlar konusuna katılıyor musunuz?

Asla vazgeçme! Bu neyin ifadesi: Hiçbir zaman hedeflerine ulaşmak için durma daha da çok çalış demektir. Fikrine katılıyor musunuz?

Bazıları arkadaşla, bazıları da yalnız mı seyahat etmeyi severler. Siz hangisini tercih ederdiniz?

Bazıları erken kalkıp işe hemen başlamayı, bazıları da geç kalkıp gece geç saatlere kadar çalışmayı tercih ederler. Siz hangisini tercih ederdiniz?

Çok büyük bir holdingde mi yoksa küçük bir firmada mı çalışmayı tercih ederdiniz?

Yüz yüze diyalog diğer iletişim (mektup, telefon vs) lerden daha iyidir. Buna katılıyor musunuz?

Bazıları bir işi bildiği en iyi metotla yapmayı, bazıları da yeni metotlar veya riskler almayı severler. Siz neyi tercih ederdiniz?

Başarı nasıl elde edilir? Planlı çalışarak mı yoksa bazı riskler alıp hayattaki şansları değerlendirerek mi?

İnsanın dış görünüşüne bakarak asla hüküm vermemeliyiz. Buna katılıyor musunuz?

İnsan önemli bir kararı kendi başına vermemelidir. Buna katılıyor musunuz?

Bazı filmler insanları düşündürmek için bazıları da sadece güldürüp eğlendirmek için yapılmıştır. Siz hangisine katılıyorsunuz?

İş adamları kar sağlamak için her şeyi yapmalıdır? Buna katılıyor musunuz?

Bazıları bir işi yaparken veya yaptırırken acele eder bazıları da işi ağırdan alır. Siz hangisine katılıyorsunuz?

Oyunlar çocuklar kadar önemli olduğu kadar büyükler için de önemlidir. Buna katılıyor musunuz?

Yetişkinler çocukları adına karar verebilir mi?

Hayatta yaşadığımız bazı tecrübeler önce bize zor gibi görünse de gelecek için önemli birer ders olmuştur. Buna katılıyor musunuz?

Bazı insanlar işçi bazıları da iş veren olmayı isterler. Siz………………….

Şehirler eski tarihi binalarını korumalı mı yoksa, onları yıkıp yerlerine daha modern binalar mı inşa etmeli?

Çocuğun başarısında sınıftaki arkadaşlarının etkisi anne babasından daha çoktur? Buna katılıyor musunuz?

Eğer siz işveren olsaydınız ne tür bir işçi alırdınız? Tecrübesiz düşük ücretli mi yoksa tecrübeli yüksek ücretli mi?

Sizce bir öğrenciye her gün ödev vermek gerekli mi?

Araba insan hayatını geliştirmiş midir yoksa ciddi problemler mi meydana getirmiştir?

Yüksek ücretli, uzun mesaili, aile ve arkadaşlarınıza daha az zaman kalan bir iş mi; yoksa düşük ücretli, kısa mesaili, aile ve arkadaşlarınıza daha fazla zaman kalan bir iş mi, isterdiniz?

Notun öğrencinin öğrenmesine katkısı vardır fikrine katılıyor musunuz?

Bilgisayar hayatı kolaylaştırıp daha elverişli hale mi getirmiştir yoksa zorlaştırıp kompleksleştirmiş midir?

Grup halinde seyahat etmenin en iyi yolu rehber ile seyahat etmektir. Buna katılıyor musunuz?

Üniversitede öğrencilerin bir çok derse katılmaları mı; yoksa tek bir dalda uzmanlaşmaları mı daha iyidir?

Çocuk okula başlar başlamaz yabancı dil öğrenmeye başlamalıdır? Buna katılıyor musunuz?

Erkekler ve kızlar ayrı okullarda okumalıdır? Buna katılıyor musunuz?

Gruplar halinde çalışmak mı, ferdi çalışmak mı daha iyidir?

Teknoloji dünyaya faydalı mıdır, zararlı mıdır?

Reklam bir ülke hakkında bir çok fikir veya bilgi verebilir. Buna katılıyor musunuz?

Modern teknoloji dünyayı tek kültür haline getirmiştir. Buna katılıyor musunuz?

İnternet insanlara çok ve değerli bilgiler sağlar bazıları da çok fazla bilginin problem çıkartacağını söyler. Buna katılıyor musunuz?

Dans etmenin kültürde önemli bir rolü vardır? Buna katılıyor musunuz?

Bazı insanlar Hükümetlerin uzay araştırmalarına daha çok para harcaması gerektiğini bazıları da yer yüzündeki temel ihtiyaçlara para harcanması gerektiğini söylerler.

Bazı insanlar hep aynı iklimin yaşandığı yerlerde bazıları da değişken iklimlerde yaşamayı isterler. Siz nerede yaşamak isterdiniz?

Öğretmenler öğrencilerin öğrendiği kadar para almalıdır. Buna katılıyor musunuz?

Elle iş yapmayı mı, makine kullanmayı mı tercih ederdiniz? Okul öğrencilerden, öğretmenleri değerlendirmelerini istemeli mi?

Üniversite öğrenimi bütün öğrencilere sağlanmalıdır. Buna katılıyor musunuz?

Hayatı öğrenmenin en iyi yolu arkadaş ve ailenin tavsiyelerini dinlemek mi; yoksa kendi tecrübelerine göre hareket etmek mi?

Yabancı ülkeye göç eden birisi kendi adetlerini mi yaşamalı; yoksa göç ettiği ülkenin adetlerini mi yaşamalı?

Vaktinizi yalnız mı; yoksa arkadaşlarınızla mı geçirmeyi tercih ederdiniz?

Genç yetişkinlerde, ailenin mi yoksa arkadaşların mı etkisi daha çoktur?

İnsan boş vakitlerini geçirmek için plan yapmalı mı, yapmamalı mı?

Sizce en iyi öğrenme metodu hangisidir: Yaparak yaşayarak öğrenme mi, okuyarak mı, ya da başkalarını dinleyerek mi?

Hayatınızda hep yeni değişiklikler olmasını mı; yoksa hep aynı kalmasını mı isterdiniz?

İnsan hemen mi karar vermeli; yoksa dikkatlice düşünerek mi karar vermeli?

Bir başkası hakkındaki ilk kanı her zaman doğru çıkar. Buna katılıyor musunuz?

İnsan hep elindekiyle yetinmez ve hep daha fazlasını ister fikrine katılıyor musunuz?

İnsanların değişik elbiseler giymesi onların davranışlarına etki eder mi?

İnsanlar gerçek olaylar hakkında kitaplar mı; yoksa hayal ürünü kitaplar mı okumalı?

Öğrenciler için Tarih ve Edebiyat okumak Fen ve Matematik okumaktan daha mı önemlidir?

Bütün öğrenciler ortaokulda sanat ve müzik dersleri almalıdır. Buna katılıyor musunuz?

Gençler yaşlılara bir şeyler öğretebilir mi?

Roman ve kısa hikaye okuma film bakmaktan daha eğlencelidir? Buna katılıyor musunuz?

Her gün okulda jimnastik yapılmalı mıdır? Yoksa öğrenciler sadece akademik çalışmalarla mı meşgul olmalıdır?

Sadece çok para kazanan insanlar mı başarılıdır??

İnsanın çocukluk yılları hayatını en önemli yıllarıdır. Buna katılıyor musunuz?

Çocuklar yapabilmeye başladıkları andan itibaren ev işlerinde yardımcı olamaya başlamalıdırlar? Buna katılıyor musunuz?

Öğrenciler okullarda üniforma giymeli mi?

Oyun oynamak sadece kazandığın zaman mı eğlencelidir?

Grup üyesi olmak mı, grup lideri olmak mı daha güzel?

Öğrenciler okumak istedikleri dersleri mi okumalıdır?

Hipnozla kısa sürede yabancı dil öğrenilebilir mi?

Geleceği bugünden bilmek mümkün müdür?

Size göre insanlar ölüme çare bulabilirler mi?

Bir insanın uzun yaşaması mı, ömrünü değerlendirerek yaşaması mı daha önemlidir?

Ölümün olması mı olmaması mı daha iyidir?

Bazı tablolar, 10 milyon dolara kadar alıcı bulmaktadır. Bunu mantıklı buluyor musunuz ?

İnsanların herhangi bir konuda fanatik olmaları sizce doğru mudur?

Sizce hayvanat bahçelerinin olması gerekli midir?

Tabiatta mükemmel bir düzenin olduğunu söyleyebilir miyiz?

Eğer mitolojik hikayeler ve efsaneler olmasaydı, yazarlar güzel romanlar yazabilir miydi?
Dünyamızdan başka gezegenlerde hayat olabilir mi?

Gelecekten haber veren insanlara inanır mısınız?

Trafik eğitimi adılı bir desin gerekli olup olmadığını tartışınız.

Bir toplumun gelişmesinde ihtiyarların mı, yoksa gençlerin mi katkısı daha büyüktür?

Huzur evleri gerekli midir?

Günümüzde ihtiyarlara gereken saygı gösteriliyor mu? Gösterilmiyor diyorsanız bunun sebepleri nelerdir?

Dünya genelinde insanlar dengeli ve yeterince beslenebiliyorlar mı?

“Kainattaki herşey insanın emrine verilmiştir.” sözü doğru mudur?

Siz iki gözünüzü 1 milyar dolara satar mısınız?

Bir millet, başka bir milletin kültürünü çok kısa bir zamanda benimseyebilir mi?

Sizce gelecekte depremlerin olması engellenebilecek mi?

“Siz mi zamanı yönetiyorsunuz, yoksa zaman mı sizi yönetiyor?” Tartışınız.

Sizce suçlulara idam cezası verilmeli mi, verilmemeli mi?

Öğrencilere okuma kitaplarının seçiminde müdahale edilmeli midir, edilmemeli midir?

Kitap daha çok gençlikte mi yaşlılıkta mı okunmalıdır?

Çok gezen mi, çok okuyan mı daha çok bilir?

İmkânsız olsa yerli araba mı yoksa yabancı araba mı alırsınız? Niçin?

Yabancı firmaların veya yatırımcıların ülkenizde çalışmasını destekliyor musunuz destelemiyor musunuz?

Teknolojinin çok hızlı bir şekilde gelişiyor olması günümüz insanını mutlu etmeye yetiyor mu?

Bilgisayar öğretmenin yerini alabilir mi?

Zengin olmak, mutlu olmak için yeterli midir?

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Varsa Yorumunuz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

MAKALE

Çalışan Annenin Yaşam Dengesi kitabının yazarı ilk kez Kigem’e açıkladı!

Yayımlandı

-

Ekleyen

Türkiye’nin ilk kurumsal koçlarından olan olan Şirin Yelmen Oktar, ilk kitabını çıkardı. İş hayatı ile çocukların dünyası arasında bölünen anneleri anlattı.

Biz de Kigem.com olarak, kendisiyle inovatif bir röportaj tasarladık. Şirin hanımın çocukları Derin ve Deniz bizim için sorular hazırladılar ve annelerine sordular.

Çalışan annenin çocuklarının, annelerinin çalışmaları üzerine neler merak ettiklerini de gösterdiler.

İşte Derin ve Deniz’in çiçeği burnunda yazar anneleriyle yaptığı o röportaj. İlk defa ve sadece kigem.com sitesinde.

1. Derin-Kitap yazdığını bizden nasıl sakladın?

Aslında sizden saklamadım. Siz uyurken yazdığım için haberiniz olmadı.

2. Derin-Bizden saklandığın en önemli sırrın ne?

Sırlar gizlidir ve söylenmez. O yüzden söylemeyeceğim.

3. Deniz– Bu kitabı yazarken ki en büyük zorluğun neydi?

Zamansızlığa rağmen yazmak. Tam zamanlı bir işte çalışmak, anneliğin hakkını vermeye çalışmak, beni besleyen spor, konser, tatil gibi faaliyetlerden vazgeçmeyerek, kitap yazmak çok zordu. Bununla birlikte bu benim gerçeğimdi. 3, 5 yılda bu gerçekle birlikte yazmak en büyük zorluktu.

4. Deniz– Kitabı yazman niçin 3,5 yıl sürdü?

Sizlerle geçirdiğim zamandan ödün vermedim. Tam zamanlı olarak çalıştım. Yaz tatilini de beraber geçirdik. Sadece geceleri bir iki saat yazdığım için 3, 5 yıl sürdü

5. Deniz– Yazarlığa mı yoksa koçluğa mı önem veriyorsun?

İkisiyle de kendi sınırlarımı genişletiyorum. İkisi de beni besliyor. Koçlukta insanlara birebir dokunduğum ve hayatlarına katkı sunduğumu hissettiğim için daha çok seviyorum.

6. Deniz-Bu kitap sizin için ne ifade ediyor?

Bu kitap benim için 3. Çocuğum gibi… Gözümün önünde büyüyor. Gelirini OGAD’a bağışladığım için kendini sürekli yeniden doğuruyor.

7. Derin-Çalışan Annenin Yaşam Dengesi kitabını yazdığına göre kendini daha özgüvenli hissediyor musun?

Özgüvenim yazma konusunda arttı. Çalışan annelerle birlik olmak bana iyi geliyor.

8. Deniz– Başka bir kitap yazıyorsun, konusu ne?

İkinci kitabı da çalışan annelerle ilgili yazıyorum.

9. Derin– Kitap yazarken keyif alıyor musun?

Yazarken, üretmekten ve sürekli bakış açımı değiştirmekten keyif alıyorum.

10. Deniz– Bu hayattaki en büyük önceliğin ne?

En büyük önceliğim kendim Kendi istediğim hayatı yaşarsam hem daha faydalı bir anne, hem de daha başarılı bir iş insanı olacağımı düşünüyorum.

11. Deniz– Bu hayattaki en büyük zorluğun neydi?

En büyük zorluğum sizler çok küçükken, tam zamanlı bir işte çalışmaktı. Hem bana ihtiyacınız vardı, hem de bakıcı ile sizi büyüttüğüm için suçluluk hissediyordum.

12. Derin-Bir bulut olsaydın hangi ülkeye gitmek isterdin ve neden ?

Şu an için bir bulut olsaydım Amerika’da Lean In kitabının yazarı Sherly Sanberg’in yanına gitmek isterdim. Lean In oluşumunda onunla global piyasada işbirliği yapmak isterdim.

13. Derin-Dünyada en çok neye önem veriyorsun?

Dünya’da en çok üretmeye önem veriyorum. Üreten toplumlar, kendi bağımsızlıklarını ilan ederler. Üreterek, hem ekonomik bağımsızlığımızı kazanacağımıza hem de fırsat eşitsizliğini de ortadan kaldıracağımıza inanıyorum.

14. Deniz– Bir kâğıt olsaydın üzerinize ne çizilmesini isterdin?

Bir kâğıt olsaydım üzerime kocaman kırmızı bir kalp, deniz ve güneş çizilmesini isterdim. Kalp hayatımdaki tutkuyu anlatıyor. Tutku yoksa ben yokum. Deniz, özgürlüğü ve keyfi anlatıyor. Güneş de sıcak ve samimi ilişkilerimi anlatıyor.

15. Deniz– Hayattaki üç dileğin ne?

Global piyasada çalışan anneleri yüreklendiren, onların hayatlarını kolaylaştıran bir lider olmak,
Çocuklarımın yeteneklerini ortaya çıkaran ve onları geliştiren bir anne olmak
Kışı hayatımdan çıkarabileceğim bir yaşam kurmak

16. Deniz– Anneyken seni üzen en büyük olay nedir?

Deniz 8 aylıkken iş için gittiğim bir yerde ilk kez ateşlendiği an çok korkmuştum. Evden uzak olduğum, ilk kez başıma geldiği ve annelikte acemi olduğum için bütün geceyi acilde geçirmiştim.

17. Derin– Bir güneş olsaydın nereleri ısıtmak isterdin?

Bir güneş olsaydım, duygularını ifade edemeyen insanları ısıtırdım.

18. Derin– Bir kar olsaydın nerelere düşmek isterdiniz?

Bir kar olsaydım, karı seven insanların yaşadığı yerlere düşüp, onlar mutlu oluncaya kadar onlarla kalır, sonra su olur akardım.

19. Deniz– Annelikte en önem verdiğin şey nedir?

Annelikte en önem verdiğim şey özgüvenli ve sevgi dolu bireyler yetiştirmek

Okumaya devam et

MAKALE

Engellerin üzerinden ‘yüksek atlayan’ bir şampiyon: Kaderiye Aydın!

Yayımlandı

-

Ekleyen

Kadriye Aydın / Milli Sporcu

Kabına sığmayan yeteneğiyle hayatının olağan akışını değiştirdi. Onlarca imkânsızlığın üzerinden “yüksek atlama” yapan milli sporcumuz Kadriye Aydın, olimpiyatlara doğru adım adım ilerleyen bir başarı öyküsünün kahramanı oldu. Kadriye Aydın başarı yolculuğunu ilk defa kigem.com ziyaretçileriyle paylaştı…

Yedi çocuklu bir ailede dünyaya geldi. Mahallesindeki en yakın ilkokula başladı. Kimsenin ondan bir başarı beklentisi yoktu. Bir  gün, bir teneffüs arasında yeteneğiyle beden eğitimi öğretmeninin dikkatini çekti. Onun enerjisini spora yönlendirmek için harekete geçen öğretmenleri, beklemedikleri bir engelle karşılaştı.  Ailesi  “Kız çocukları spor yapmaz, ayıptır” diye karşı çıktı. Okul müdürünün evine kadar gidip, babasını ikna etmesi gerekti.

Neyse ki Kadriye kendisine güvenen öğretmenlerini hiç mahçup etmedi. Yüksek atlama alanında peş peşe kazandığı madalyalarla “boşuna uğraşıyorsun, spora başlayanların sonu ortada” diyenlerin önyargılarının üzerinden zarif bir şekilde atladı. Başardıkça özgüveni yükseldi, özgüveni arttıkça başarı çıtasını yükseltti. Önce il, sonra ülke şampiyonu, sonra avrupa şampiyonu oldu. Milli sporculuğa kadar yükseldi.  Şimdi de gözünü olimpiyatlara dikti. Biz onunla röportajdan ne mi öğrendik? Boyunuzu seçemezsiniz ama onun kaç santim yükseğinden aşacağınız sizin azminizin göstergesidir.

“Bu iş için boyun kısa” diyenlere boylarının ölçüsünü gösteren bir şampiyonun hikayesi!

İşte Türkiye ve Dünya Şampiyonu Kadriye Aydın’ın kendi ağzından ilham  veren başarı öyküsü. Milli  sporcumuz, “yüksek atlamacı” Kadriye Aydın’ın muhteşem hikayesini, ilk kez Türkiyenin ilk kişisel gelişim sitesi kigem.com tüm detaylarıyla aktarıyor.

Öğretmenlerim ailemi ikna etmek için eve geldiler!

“Van’da meydana gelen deprem sonrasında ailem Mersin’e göç etmiş. Yedi kardeşin altıncısı olarak Mersin’de dünyaya geldim. Yokluklar içinde büyürken, ilkokul üçüncü sınıfta beden eğitimi öğretmenim benim atletizme yeteneğim olabileceğini fark etti. Teneffüslerde yerinde duramayan, oradan oraya atlayıp zıplayan biraz yaramaz bir çocuktum. Bu durum öğretmenlerimin dikkatini çekmiş. Hiperaktif yapımdan dolayı beni atletizme yönlendirdiler.

Fakat başta babam olmak üzere tüm ailem buna karşı çıktı. Babam muhafazakar bir çevreden geldiği için kız çocuğunun sporla ilgilenmesinin doğru olmayacağını düşünüyordu. Ailemizin büyükleri de zaten “spor yaparak bir yere gelinemeyeceğini, boşuna böyle şeylerle uğraştığımı” söylüyordu. Evden onay çıkmayınca müdür ve müdür yardımcıları babamı ikna etmek için bizi ziyarete geldiler. Onlara bu konuda yetenekli olduğumu, ziyan olup gitmeme izin verirlerse yazık olacağını anlattılar. Öğretmenlerimin ailemin ikna çabası olmasaydı atletizm maceram başlamadan bitecekti.

Stadyuma gidecek imkan olmadığı için, parkta antrenman yaptım!

İlk olarak uzun mesafe koşusuyla başladım. Bir süre kros yaptıktan sonra sıçrama konusunda daha yetenekli olduğum görüldü. Ancak maddi imkânlarım olmadığı için yüksek atlama antrenmanlarını düzgün bir şekilde yapamıyordum.

Antrenman için minder, çıta, çivili ayakkabı gibi malzemeler gerekiyordu, ancak benim harçlığım bu malzemeleri almayı geçtim, onları kullanabileceğim stadyuma gitmeye bile yetmiyordu. Bu nedenle başlarda parklarda ve sokak aralarında antrenman yapmaya başladım. İki arkadaşım benim için bir lastiği iki ucundan tutuyordu, ben de bu şekilde sıçrama çalışıyordum. İlk olarak makas tekniğini öğrendim. Yüksek atlamayı bu şekilde düşe kalka yapabilir hale geldim. Minder alacak imkan olmadığı için, parkta çimenlerin üzerine düşerek antrenman yapıyordum.

Bir çivili ayakkabım bile yok, anlıyor musun?

Kros yapmaya başladıktan sonra kısa sürede başarılar peş peşe gelmeye başladı. Mersin il birincilikleri, bölge birincilikleri derecelerini elde ettim. İlk madalyamı kazandığımda 9 yaşındaydım.

Aslında madalya kazanmanın ne demek olduğunun bile farkında değildim. Hatta madalya kazandığımız için bir yerel televizyon bizi yayına çıkarmıştı. Herkese tek tek “ödül olarak ne istediğini” sordular. Benim o zaman kendime ait bir çivili ayakkabım yoktu. Ben, “çivili ayakkabı” istediğimi söyledim. Sunucular bu duruma çok şaşırdı, çünkü diğer şampiyonlar genelde bilgisayar, telefon, kıyafet gibi isteklerde bulunuyormuş.

Benim sadece çivili ayakkabı istediğimi görünce, “diğerlerinden daha farklı olduğumu” söylemişlerdi. O zaman benim için çivili ayakkabı en büyük ödüldü. Çünkü bunu alacak param yoktu. Bilgisayar ya da telefonu hayal bile edemiyordum. Programdan sonra bize armağanlar verildi.

Heyecanla beklediğim çivili ayakkabılar yerine kıyafet vermişlerdi…

Stadyuma yürüyerek gidiyordum

Madalyalar kazanmaya başlayınca kulüplerin dikkatini çektim. On yaşındayken Yüksel Spor’a transfer oldum. Kulübün antrenmanları stadyumda yapılıyordu. Benim kendimi geliştirmem, daha büyük başarılara imza atmam için bu antrenmanlar çok önemliydi. Stadyum evimden bir saat uzaktı. Daha kötüsü oturduğumuz mahalleden stadyuma giden bir dolmuş geçmiyordu. Bu yüzden her gün tek başıma yürüyerek stadyuma gidiyordum. Daha 10, 11 yaşındaydım… Akşamları korkarak eve dönüyordum.

Lise yıllarıyla birlikte hayata bakışım değişmeye başladı. Artık başarının ne demek olduğunu, bir insanın hayatını nasıl değiştirebileceğini biliyordum. Yaşım olgunlaşıyordu ama maddi imkânsızlıklarım hala önümdeki en büyük engel olarak duruyordu. Bir gün “tüm bu imkânsızlıkların üzerinden sıçramamın tek yolu ise daha fazla antrenman yapmaktan geçiyor” dedim içimden. Beni rekorlar kırmak, alanımda büyük işler başarmak kurtarırdı.

O günlerde annem bana günlük 1 lira harçlık veriyordu. Bu parayla hem karnımı doyuruyordum hem de okuldan antrenmana gidiyordum. Param bir simit ve bir ayran almaya yettiği için antrenmanlara yine yürüyerek gidiyordum.

Limit Sizsiniz’i okuyunca, limitlerimi aştım!

Lise birinci sınıfta başarılarımda dikkat çeken bir yükselme oldu. O dönemde başarı motivasyonumu daha da artıracak kitaplar arıyordum. Bir gün gittiğim kitapçıda Mümin Sekman’ın Limit Sizsiniz kitabını gördüm. Kitabı okuduğumda kendimi buldum, hayalimi gördüm. Kendimi daha güçlü ve daha kararlı hissetmemi sağladı. Bu kitap bana hiçbir şeyin imkansız olmadığını, düşünce gücü ve kararlılık sayesinde engellerin aşılabileceğini gösterdi.

Kitabı okuduğum yıl Dünya Liseler Şampiyonası’na katıldım ve kendi grubumda dünya şampiyonu oldum. Limitlerimi aşmak beni daha da hırslandırdı. Mümin Sekman’ın diğer kitaplarını okurken, bir gün öyküsü yazılacak başarılara imza atacağımı hayal ettim. Hatta bu hayalimi Mümin Sekman’a da yazdım. Kendisiyle de böylece tanıştık. Beni başarılı okurlar buluşmasına davet etti.  Bu beni çok mutlu etti.

Başarılı oldukça, her şey güzelleşmeye başladı

Dünya şampiyonu olunca Cumhurbaşkanlığının başarılı sporculara yönelik para ödülünü almaya hak kazanmıştım. Ancak henüz reşit olmadığım için para ödülü ailemin hesabına yatırılmıştı.

Bu başarıdan sonra bir çok şey hızla değişti. Fenerbahçe Spor Kulübü beni kulübümden istedi. Yüksel Spor Kulübü’nün imkanları çok sınırlıydı. Bu transferle birlikte çalışma koşullarım düzeldi, tabii maaşım da. İlk başladığımda Fenerbahçe Spor Kulübü bana 400 TL maaş veriyordu. Ancak henüz reşit olmadığım için maaşımı annem çekiyordu.

Bu transferden sonra annem harçlığımı artırmıştı. Artık beslenmeme ve antrenmanlarıma daha fazla özen gösterebiliyordum. Ayrıca daha liseyi bile bitirmeden para kazanmaya başlamam başta ailem olmak üzere çevremin bana bakışını değiştirdi. Başlarda emeklerimin boşa gideceğini söyleyenler, para kazanmaya başlayınca “hayatımı kurtardığımı” söylemeye başladılar.

Boş durmak yok, daha çok çalış!

Yıldızım parlamaya başlayınca ailemin bana inancı da desteği de arttı. Haftada 6 gün antrenman yapıyordum, bir gün de dinlenmem için boş bırakılmıştı. Ancak annem boş günlerimde bile antrenmana gitmemi istemeye başlamıştı! “Daha başarılı olmak için daha da çok çalışmalısın!”, diyordu.

Onlar da artık şampiyonalara benimle birlikte hazırlanıyor, benimle birlikte aynı heyecanları yaşıyorlardı. Annem beni ilk kez bir yarışmada izlemeye geldiğinde gözyaşlarını tutamadı. Bu hepimiz için bir tecrübe oldu. Bir daha annemi yarışlara davet etmedim. Çünkü o ağladığında ben de etkileniyordum.

Üniversiteye başlayınca birden derecelerim düşmeye başladı…

Liseyi bitirince dünya şampiyonu olduğum için sınavsız olarak üniversiteye geçiş hakkı kazandım. Ailem Mersin’de yaşadığı için Mersin Üniversitesi Beden Eğitimi Yüksekokulu’na başladım.

Sekizinci sınıftayken “Milli Sporcu” olmuştum, dünya şampiyonluğum vardı ama üniversiteye başlayınca performansım geriye gitmeye başladı. Milli sporcu olduğum için devlet bursu alıyordum ve bursun devam etmesi için derslerde başarılı olmam şarttı. Derslerime yoğunlaşınca bu sefer de sportif derecelerim geriye doğru gitmeye başladı. Hem dersleri hem dereceleri yüksekte tutmam gerekiyordu. İkisi birden çok zordu. Derslerden çıkıp antrenmana gitmek için üç dolmuş değiştiriyordum.

Aslında antrenmanlarımı ihmal etmiyordum ama odağım dersler ve hayallerim arasında bölünmüştü. Bu yüzden antrenmanlarım verimsiz geçiyordu. Günde çift antrenman yapmam bile bu durumu değiştirmiyordu. Sabah üniversitede antrenman yapıyor, sonra çift dolmuş değiştirip stadyuma gidiyordum. Bu yoğunluk ve baskı beni çok zorluyordu.

Bazen antrenmanlara aç karnına gittiğim bile oluyordu. Dört yıl boyunca atlama derecem bir santimetre bile gelişmedi. Daha da kötüsü geriye gitmeye başladı. Üniversiteye 1.80 cm derecesiyle başladım, ama bir sonraki sene 1.78 cm’ye geriledim. Bu durum psikolojimi etkiledi. Bir yandan bursumu kaybetme, bir yandan kulüpten atılma korkusu yaşıyordum.

“En iyisi sen bu sporu bırak!”

Kaygılar kendime olan güvenimin azalmasına yol açmıştı. Hocalarım, antrenörlerim bendeki düşüş karşısında sporu bırakıp “KPSS’ye hazırlanmanın” daha doğru olacağını söylemeye başlamıştı. Bu süreçte en büyük destekçim Mümin Sekman kitapları oldu. O kitaplar sayesinde kaybettiğim inancımı geri kazandım. Motivasyonumu geliştirecek videolar izlemeye başladım. Çünkü pes etmeyecektim!

Üniversiteden mezun olmam spor kariyerimde dönüm noktası oldu. Bende başarı potansiyeli olduğunu biliyordum. Sürekli kendi kendime “her şey seninle başlar, istersen yapabilirsin” diyordum. Okul bitince sadece hayallerime ve hedeflerime yoğunlaştım. Antrenman tempomu artırdım. Spor dışında başka hiçbir şey düşünmedim. Haftanın dört günü antrenman yaptım, diğer günlerimi KPSS hazırlığa ayırdım.

Kimse benim yeniden toparlanacağıma inanmıyordu, hatta Avrupa Şampiyonası’na katılmama ihtimal bile vermiyorlardı. Ama ben sadece hedefime odaklanarak 2017 Avrupa Şampiyonası’na katıldım ve finallere kaldım. Bu olaydan sonra kendime olan inancım arttı ve olimpiyatlara katılma hayalime yeniden dört elle sarıldım. Şu anda olimpiyatlar için aday kadrodayım.

Önemli olan boyunuzun yüksekliği değil, boyunuzun kaç santim yükseğinden atladığınız.

2020 Tokyo olimpiyatlarında ülkemizi en iyi şekilde temsil edebilmek için kendimle yarışmaya devam ediyorum. Kulüpler arası bir yarışmada herkes bana boyumun yüksek atlama standartlarına göre kısa olduğunu, finale kalamayacağımı söylediler. Bu durum benim daha da hırslanmamı sağlamıştı. Dünyada diğer sporcular bunu başardıysa ben de başarabilirim. Yapamazsın diyenlere de yapabileceğimi gösterdim.

Olimpiyatlara da aynı motivasyonla hazırlanıyorum. 2018 yılında katıldığım tüm yarışmalarda Türkiye şampiyonluğunu kazandım. Derecem arttı, artık insanlar benden daha fazlasını beklemeye başladı. Elde ettiğim bu başarılar “yapamazsın” diyenlere de en güzel cevap oldu.

Elbette yüksek atlamada uzun boylu olmak büyük avantaj. Benim boyum da gerçekten dünya ortalamasına göre oldukça kısa. Şu anda en yüksek derecem 1.85 ve boyumdan 22 cm uzun. Avrupa ve dünyada kendi boyundan 40-50 cm üstünü atlayan sporcular var. Onlar başarıyorsa, ben neden başaramayayım? Hiçbir şey imkansız değildir, önemli olan istemek ve inanmak.

Olimpiyatlar için haftada 6 gün antrenman yapıyorum.

Yıl sonunda Milli Takım kampına gireceğiz, orada her gün çift antrenman yapacağız.

Pek çok çocuk için ilham kaynağı oldum

Şu anda Türkiye’nin en iyi kulübüne geçtim. ENKA Spor Kulübü’ne transfer oldum. En büyük destekçim kulübüm. Yüksek atlama branşı ülkemizde yaygın olarak bilinmediği için federasyonlardan da sponsorluklardan da destek alamıyoruz.

Kenar bir mahallede büyüdüm ve spor olmasaydı hayatım anneminkinden farklı olmayabilirdi. Ailemde yükseköğrenim alan ilk kişi oldum. Benim başarılı olmam çevremi olumlu yönde etkiledi.

Ben spora başladığımda karşı çıkanlar, ayıplayanlar bile kız-erkek ayrımı yapmadan çocuklarını spora yönlendiriyorlar. Benim başarılarımı görüp kendisine örnek alan onlarca çocuk var. Onlara karşı da sorumluluğum var.

Başarılarımı devam ettirerek onlara doğru örnek olmak istiyorum.

İşte Kadriye Aydın’ın başarılarının sıralı tam listesi:

2006 Mersin ilkokullar puanlı atletizm il birinciliği

2008 Türkiye yıldızlar ve Gençler şampiyonluğu

2010 Balkan Yıldızlar şampiyonluğu

2011 Dünya liseler şampiyonluğu

2012 Balkan  Gençler şampiyonluğu

2017 U23 Avrupa finalisti

2017 ve 2018 Türkiye büyükler şampiyonluğu

Kigem.com notu: Şampiyon sporcumuz Kadriye Aydın’ın hikayesinin devamını merak ediyorsanız, İnstagram sayfasını takip edebilirsiniz. https://www.instagram.com/kadriye33

Okumaya devam et

MAKALE

Bilgi okyanusunda kaybolmamanın yolları

Yayımlandı

-

Ekleyen

Artık bilgi okyanusunda yaşayan balıklar gibiyiz. Çevremiz sayısız bilgiyle dolu. Peki bu bilgilerden hangisini öğrenmeli, hangisini göz ardı etmeliyiz? Bu sorunun cevabı için birkaç önerimiz var. İşte bilginin çıkmaz sokaklarında kendimize bir yol haritası bulmak için yapmanız gerekenler:

Bilgi Okyanusunda Kaybolmamak İçin Bazı Öneriler

Çağdaş toplumlarda kültürel birikim ve aktarımın yani kültürel evrimin araçlarından biri (hâlâ) kitaptır. Ancak, yayınların neredeyse sınırsız olduğu buna karşılık zamanın ve olanakların sınırlı olduğu yaşantımızda, gelişigüzel okumak yerine kitapları seçici okuyup onlardan verimli yararlanmak önem kazanmaktadır.

Bu sebeple bilginin çıkmaz yollarına dalmadan önce kendimize bir yol haritası çıkartmamız gerekebilir. Bu yol haritası nasıl olmalı derseniz bir kaç öneri paylaşalım:

Öncelikle genel görünümü gösterecek genel tarih kitapları (insanlık tarihi, dünya tarihi, bilim tarihi, bölge tarihi, ülke tarihi vb.) okunabilir.

Bunlar okunurken kafanın takıldığı noktalarda, özel kaynaklara (örneğin Afrika tarihi, devrimler tarihi) yönlenebilir.

İnsanlığın kültürel kalıtı (eşit oranlarda olmasa da) tüm halkların katkısıyla oluştuğuna göre ve kültürel diyalog ortak bir dille yürütülüp katkıların o kalıtlar üzerine yapıldığı göz önüne alınarak büyük kültürlerin klasik yapıtları (örneğin destanları, kutsal kitapları, edebiyat, felsefe kitapları) fırsat bulundukça, rastlandıkça edinilip okunmalıdır.

Sınıflı toplum dünyasında genel kültürün, insanlığın ortak değerleri yanı sıra ideolojik savaşının düşünsel silahlarını da içerdiği unutulmadan, karşı ideolojilerin temel yapıtları (örneğin köleci, ırkçı, faşist, emperyalist el kitapları) hakkında (hem korunmak hem saldırmak için) bilgi edinilmelidir.

İçinde yaşadığımız çağdaş toplumun sorunlarını, akımlarını, kavramlarını öğrenebileceğimiz yapıtları da (tarihsel bilgilerle desteklense de en yakın tarihin düşünsel ürünleri üzerinden yürütülen diyaloglara ve tartışmalara katılabilmek; hiç değilse onları anlayıp bilimsel, sınıfsal açıdan değerlendirmek için) izlemelidir.

Kısacası bir gözümüz tarihte, bir gözümüz günümüzde olmalıdır.

Peki, “Hangi kitaba ne kadar zaman ayırıp ondan nasıl yararlanmalı?” derseniz…

“Okuma ekonomisi ve metodolojisi” diyebileceğimiz bu konuda, bilgisayar ve internetle içli dışlı olduğumuz günümüzde herhangi bir konuda internete girip yüzlerce, binlerce yapıt listesiyle karşılaşmak yılgınlık verip, şaşkınlık yaratıcı olabilir.

Onun yerine ilgilenilen konu hakkında bilgili birinden başlıca kaynaklar sorulabilir. Bu kaynaklarda yararlanılan ve eleştirilen kaynaklar arasında, en çok yararlanabileceğimizi düşündüğümüz kaynaklara gidilebilir. Kitap ekleri ve eleştirileri okuduktan sonra biriktirilip, gerek duyulduğunda taranabilir. Kuşkusuz okumaya karar verilen yazarlar ve konular internetten (o zaman) aranabilir.

Kitaplardan yararlanmada “hızlı okuma” yöntemleri pek sağlıklı değildir. Ama bir (konuşma yapma, yazma, tartışmaya hazırlanmada) zaman kıtlığı söz konusuysa, kitabın tümü okunmadan (giriş, sonuç gibi) belli bölümler okunup, (varsa) dizinde verilen sayfalar taranabilir.

Okurken kitaplığımızda sözlükler, ansiklopediler bulunmalıdır. Olanaklıysa, anlamını bilmediğimiz hiçbir (örneğin Latince) sözcüğü, kavramı atlanmamalıdır.

Yararlanılan kitap, dergi gibi kaynaklarda ilgilenilen satırların altını çizmek kitabı yaralar. Sonraki okuyuculara yarardan çok zarar verir. Zorunlu durumlarda  önemli yerleri illa çizmek zorundaysak en azından kurşunkalem kullanılmalıdır.

Bir yazıdan en iyi yararlanmanın yolu notlar almak, (gerekirse) özetini çıkarmaktır. Notlar arasında köşeli ayraçlar içine ya da kıyıya kendi soru ve görüşlerinizi ekleyebilirsiniz, eklemelisiniz. Bu en sağlam ama (zamanca) en pahalı yöntemdir. Ancak ağırlığı, yazıyı sindirme ve kendi sözcük ve kavramlarınızla daha sonra çok kısa sürede yararlanma olanağı verir.

Bir okumadan en büyük verim, okuma bir tartışma, bir konuşma, bir eleştiri, hele bir yazı amacına yönelik olduğu zaman alınır. Ama böyle diye “o zaman okurum” havasına girilmemelidir. O zaman (örneğin ödev, seminer hazırlama) çok ender gelebilir ve sizin istediğiniz konularda gelmeyebilir. İstediğiniz konularda geldiğinde, daha önce genel okumalar yapmamışsanız, kendinizde büyük bir boşluk, eksiklik bulabilirsiniz.

Son olarak, mesela doğa bilimleri okuyan  kişiler toplum bilimlerini tanıtıcı yapıtlar, toplum bilimleri okuyanların da doğa bilimlerinin tarihini ve yapısını özetleyen kitaplar konusunda bilgili olmalarının gerektiği. Bu, işbölümü toplumunun bilgi edinmede yarattığı yabancılığının aşılması yanı sıra, doğal ve toplumsal gerçekliğin bütünlüğü içinde kavranıp dönüştürülebilmesinde yararlı olacaktır.

Yazar: Alâeddin Şenel
Kaynak: http://www.matematiksel.org

Okumaya devam et
Advertisement

Popüler İçerik