Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Odasında iş kurarak milyoner olan girişimciler

Yayımlandı

-

Para hayatta her şey demek değil kuşkusuz. Ama kim milyoner olmak istemez ki? İş hayatının rutininden çıkıp, gelecek endişesi olmadan yaşamak hepimizin hayali. Bu hayalin çok da zor olmadığını gösteren kişiler de var. İngiltere’de odalarında iş kurarak milyoner olan 35 yaş altındaki girişimciler tam da bu gruba giriyor. Bakın bu başarılı girişimciler neler yapmış:

Evlerinde iş kurup milyoner olan 35 yaş altı girişimciler anlatıyor

“Kendi kendimin patronu olmayı seviyorum”

Kim milyoner olmak istemez? Para hayatta her şey demek değil elbette. Ama bu bizi çalışma hayatının sabah 9 akşam 5 rutininden çıkaracak ya da banka limitimizle ilgili endişelerden kurtaracak bir milyon dolarlık fikir bulma hayalleri kurmamıza engel değil.

Milyoner olmak o kadar kolay değil. Özellikle de gençler için. Ama bazıları bunun mümkün olduğunu kanıtlıyor. İngiltere’de odalarında iş kurarak milyoner olan 35 yaş altındaki girişimciler anlatıyor.

Kripto para patronu

Erica Stanford, 30, Berkshire

“Parayla aram her zaman iyi olmadı. Hatta geçmişte kendimi borç içinde bulduğum da oldu. İlk defa Bitcoin’i radyoda 2009’da duydum. Arkadaşlarımla ve babamla konuşma dışında bir şey yapmadım o dönem. Ama geçen yıl satış ve pazarlama işimden sıkılmaya başlamıştım. Arkadaşım John, Bitcoin’e yatırım yapmaya başladı. Kripto kurların kullandığı küresel veri tabanına sıklıkla giriyordum. Bir süre sonra bağımlısı oldum. Pırlantaların nereden geldiğini, çalıntı antikaların izinin sürüldüğünü ve ikinci el arabaların tarihini görebiliyordum. 200 sterlin değerinde Bitcoin ve diğer kripto paralardan satın aldım. Sonra oynamaya başladım ve kredi kartımla 2 bin sterlin değerinde kripto para aldım. Bir kaç ayda 30 bin sterlin geçti elime. Borçlarımı ödedim ve geri kalanını tasarruf hesabıma yatırdım. ‘Vay be bu gerçek para, işimi bırakıp bunu yapabilirim’ dediğim anı iyi hatırlıyorum.

Eylül 2017’de işimden ayrıldım ve buna bütün zamanımı ayırmaya karar kıldım. Arkadaşlarım benim için çok endişelendi. Babam ‘evsiz kalıp sokağa düşeceğimi’ söyledi. Çünkü ev kredim ve kredi kartı borçlarım vardı. Bir gün işlem yaparken 5 bin sterlin kaybettim ve çok korktum. Kripto paraların bu kadar hızlı inip çıkması üzerine piyasayı daha iyi anlamak için araştırma yapmaya başladım. Kripto cüzdanımda sayıların yükseldiği günü hiç unutmuyorum. İlk milyonumu yaptığımda işimden ayrılalı sadece bir kaç ay olmuştu ve ben panik içindeydim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Parayı alıp kaçmalı mıydım yoksa daha fazla yatırım mı yapmalıydım? Çoğunu saklamaya karar verdim. Ama monopoli oynamak gibiydi, gerçek gibi gelmiyordu. Piyasanın ne kadar çalkantılı olduğu göz önüne alınırsa büyük harcamalara girmedim. Sıradan bir işmiş gibi yaklaştım. İnanması zor olabilir ama hayatım pek de değişmedi. Sadece daha fazla tatile gidebiliyorum.

Evden çalışırken yalnız hissediyorum. Günlerin çoğu tek başıma ve kedimle geçiyor. Kendi kendimin patronu olmayı seviyorum. John ile kaynaklarımız birleştirdik ve birlikte 20 milyon sterlin kazandık. Başkalarının parasıyla yatırım yapma teklifleri alıyorum ama bu stres ve baskıyı istemiyorum. Kripto paralara ilgili uluslararası toplantılarda konuşmalar yapıyorum. Kripto Lady olarak bilinmek hoşuma gidiyor”.

“Ortaokulun sonunda satışlarımız 1 milyon sterlini aştı”

İnternetin mobilya kralları

Monty George ve Dan Beckles, ikisi de 21 yaşında, Wiltshire

Monty: “Ben hep girişimci olmak istedim. 12 yaşındayken cep harçlığımla ucuz suşi makinesi ve dizüstü bilgisayar ışıkları alıp eBay’de satıyordum. İnternette başka ne satabileceğimi düşünmeye başlayınca mobilyanın en hızlı büyüyen pazarlardan biri olduğunu fark ettim. İki konteynır masa ve sandalye aldım ve hepsi hemen satıldı.

Şansıma inanamadım. Kazandığım parayı daha fazla stok almak için harcadım. Ortaokulun sonunda arkadaşım Dan de bana katıldı ve üç yıl önce lise bitirme sınavlarımızdan önce satışlarımız 1 milyon sterlini geçti. Ailem benim bu ticaret hevesimi her zaman destekledi. 2014 yılında büyük bir vergi cezası aldım çünkü katma değer vergisini ödemeyi unutmuştum. Cezayı ödemek için elimdekileri sattım. Kendimi kötü hissettim ama bu beni durdurmadı.

Dan: “Bazen mobilya piyasasında yok denecek kadar bir tecrübeyle geçen yıl şirketimizin 1.6 milyon sterlin ciro yaptığına inanamıyorum. 13 yaşından beri Monty ile arkadaşız. Lisenin ardından üniversitede ekonomi yönetimi okumayı planlıyordum. Ama Monty bir yıl ara alıp bana birlikte Furniture Box’u kurmayı önerince reddedemedim. Üniversiteyi erteledim, çok başarılı olunca da üniversiteye hiç gitmemeye karar verdim.

Genç milyonerler olabiliriz ama ödünler de verdik. Üniversiteye gitmemek benim için büyük bir ödündü. Ayrıca senenin 365 günü çalışıyoruz. Kız arkadaşımı ayda bir kez görüyorum çünkü her hafta sonu çalışıyoruz. Bir yılbaşı gecesi arkadaşlarımız dışarıda eğlenirken biz bir depoda buz gibi soğukta mal indiriyorduk. Çok çalıştık ve sosyal yaşantımız zedelendi ama yaptığımız işten büyük keyif alıyoruz.

“Şirketin sahibi olamayacağımı düşünenler babamın ya da kocamın ortağım olup olmadığını soruyor”

Sosyal medya iş kadını

Laura Roeder, 34, Brighton

“Eğer biri bana sosyal medyadan milyoner olacağımı söyleseydi, dalga geçtiklerini düşünürdüm. 12 yaşında kendi kendime kodlamayı öğrendim ve kendi sitemi kurdum. Facebook’un ilk kullanıcılarından biriyim ama bundan para kazanmayı hiç düşünmemiştim. 2007’de 22 yaşındayken grafik tasarımcısı olarak çalıştığım işimi bıraktım. O dönem Twitter ve Facebook yükseliyordu ve küçük şirketler için siteler yapmaya başladım. Sonra müşterilerin ne istediğine yönelik tavsiyeler vermeye başladım. Pek çok insan bu tavsiyelerden para kazanabilirsin demeye başladı.

Kitleler önünde konuşmaktan hep hoşlanmışımdır. Yatak odamdan sosyal medya pazarlaması üstüne videolar yayınlamaya başladım. Bu internet kurslarını 35 ile 175 sterlin arasındaki fiyatlara sattım. Birinci yılımda altı basamaklı meblağlar kazanıyordum. Ama ailem ve arkadaşlarım tam olarak ne yaptığımı anlayamıyordu. 2013 yılında kursların satışından kazandığım parayla küçük şirketlere sosyal medya hizmeti veren Meet Edgar isimli şirketimi kurdum. Başlangıçta üç çalışanım vardı şimdi 25 çalışanım var. Şirketin kurulduğu yıl 1 milyon sterlin ciro yaptık ve hepsini yatırım için kullandım. Geçen yıl kazancımız 3.8 milyon sterline ulaştı. Yatak odasından bir iş kurmanın pek çok olumsuz tarafı var. Evden dışarı çıkmaya ve insanlarla görüşmeye kendimi zorluyorum bazen. Kadın karşıtlığıyla da çok karşılaştım. Kadın olduğum için bu şirketin sahibi olmayacağımı düşünen, kocamın ya da babamın ortaklarım olup olmadığını soranlar oldu.

Sosyal medyadan bu hayat tarzını yakaladığıma inanamıyorum. En iyisi de rutin hengameden kaçmak ve tutku duyduğum bir işi yapmak. Bu da başarının gerçek tanımı değil mi?”

Kaynak: http://www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Çalışan Annenin Yaşam Dengesi kitabının yazarı ilk kez Kigem’e açıkladı!

Yayımlandı

-

Ekleyen

Türkiye’nin ilk kurumsal koçlarından olan olan Şirin Yelmen Oktar, ilk kitabını çıkardı. İş hayatı ile çocukların dünyası arasında bölünen anneleri anlattı.

Biz de Kigem.com olarak, kendisiyle inovatif bir röportaj tasarladık. Şirin hanımın çocukları Derin ve Deniz bizim için sorular hazırladılar ve annelerine sordular.

Çalışan annenin çocuklarının, annelerinin çalışmaları üzerine neler merak ettiklerini de gösterdiler.

İşte Derin ve Deniz’in çiçeği burnunda yazar anneleriyle yaptığı o röportaj. İlk defa ve sadece kigem.com sitesinde.

1. Derin-Kitap yazdığını bizden nasıl sakladın?

Aslında sizden saklamadım. Siz uyurken yazdığım için haberiniz olmadı.

2. Derin-Bizden saklandığın en önemli sırrın ne?

Sırlar gizlidir ve söylenmez. O yüzden söylemeyeceğim.

3. Deniz– Bu kitabı yazarken ki en büyük zorluğun neydi?

Zamansızlığa rağmen yazmak. Tam zamanlı bir işte çalışmak, anneliğin hakkını vermeye çalışmak, beni besleyen spor, konser, tatil gibi faaliyetlerden vazgeçmeyerek, kitap yazmak çok zordu. Bununla birlikte bu benim gerçeğimdi. 3, 5 yılda bu gerçekle birlikte yazmak en büyük zorluktu.

4. Deniz– Kitabı yazman niçin 3,5 yıl sürdü?

Sizlerle geçirdiğim zamandan ödün vermedim. Tam zamanlı olarak çalıştım. Yaz tatilini de beraber geçirdik. Sadece geceleri bir iki saat yazdığım için 3, 5 yıl sürdü

5. Deniz– Yazarlığa mı yoksa koçluğa mı önem veriyorsun?

İkisiyle de kendi sınırlarımı genişletiyorum. İkisi de beni besliyor. Koçlukta insanlara birebir dokunduğum ve hayatlarına katkı sunduğumu hissettiğim için daha çok seviyorum.

6. Deniz-Bu kitap sizin için ne ifade ediyor?

Bu kitap benim için 3. Çocuğum gibi… Gözümün önünde büyüyor. Gelirini OGAD’a bağışladığım için kendini sürekli yeniden doğuruyor.

7. Derin-Çalışan Annenin Yaşam Dengesi kitabını yazdığına göre kendini daha özgüvenli hissediyor musun?

Özgüvenim yazma konusunda arttı. Çalışan annelerle birlik olmak bana iyi geliyor.

8. Deniz– Başka bir kitap yazıyorsun, konusu ne?

İkinci kitabı da çalışan annelerle ilgili yazıyorum.

9. Derin– Kitap yazarken keyif alıyor musun?

Yazarken, üretmekten ve sürekli bakış açımı değiştirmekten keyif alıyorum.

10. Deniz– Bu hayattaki en büyük önceliğin ne?

En büyük önceliğim kendim Kendi istediğim hayatı yaşarsam hem daha faydalı bir anne, hem de daha başarılı bir iş insanı olacağımı düşünüyorum.

11. Deniz– Bu hayattaki en büyük zorluğun neydi?

En büyük zorluğum sizler çok küçükken, tam zamanlı bir işte çalışmaktı. Hem bana ihtiyacınız vardı, hem de bakıcı ile sizi büyüttüğüm için suçluluk hissediyordum.

12. Derin-Bir bulut olsaydın hangi ülkeye gitmek isterdin ve neden ?

Şu an için bir bulut olsaydım Amerika’da Lean In kitabının yazarı Sherly Sanberg’in yanına gitmek isterdim. Lean In oluşumunda onunla global piyasada işbirliği yapmak isterdim.

13. Derin-Dünyada en çok neye önem veriyorsun?

Dünya’da en çok üretmeye önem veriyorum. Üreten toplumlar, kendi bağımsızlıklarını ilan ederler. Üreterek, hem ekonomik bağımsızlığımızı kazanacağımıza hem de fırsat eşitsizliğini de ortadan kaldıracağımıza inanıyorum.

14. Deniz– Bir kâğıt olsaydın üzerinize ne çizilmesini isterdin?

Bir kâğıt olsaydım üzerime kocaman kırmızı bir kalp, deniz ve güneş çizilmesini isterdim. Kalp hayatımdaki tutkuyu anlatıyor. Tutku yoksa ben yokum. Deniz, özgürlüğü ve keyfi anlatıyor. Güneş de sıcak ve samimi ilişkilerimi anlatıyor.

15. Deniz– Hayattaki üç dileğin ne?

Global piyasada çalışan anneleri yüreklendiren, onların hayatlarını kolaylaştıran bir lider olmak,
Çocuklarımın yeteneklerini ortaya çıkaran ve onları geliştiren bir anne olmak
Kışı hayatımdan çıkarabileceğim bir yaşam kurmak

16. Deniz– Anneyken seni üzen en büyük olay nedir?

Deniz 8 aylıkken iş için gittiğim bir yerde ilk kez ateşlendiği an çok korkmuştum. Evden uzak olduğum, ilk kez başıma geldiği ve annelikte acemi olduğum için bütün geceyi acilde geçirmiştim.

17. Derin– Bir güneş olsaydın nereleri ısıtmak isterdin?

Bir güneş olsaydım, duygularını ifade edemeyen insanları ısıtırdım.

18. Derin– Bir kar olsaydın nerelere düşmek isterdiniz?

Bir kar olsaydım, karı seven insanların yaşadığı yerlere düşüp, onlar mutlu oluncaya kadar onlarla kalır, sonra su olur akardım.

19. Deniz– Annelikte en önem verdiğin şey nedir?

Annelikte en önem verdiğim şey özgüvenli ve sevgi dolu bireyler yetiştirmek

Okumaya devam et

MAKALE

Engellerin üzerinden ‘yüksek atlayan’ bir şampiyon: Kaderiye Aydın!

Yayımlandı

-

Ekleyen

Kadriye Aydın / Milli Sporcu

Kabına sığmayan yeteneğiyle hayatının olağan akışını değiştirdi. Onlarca imkânsızlığın üzerinden “yüksek atlama” yapan milli sporcumuz Kadriye Aydın, olimpiyatlara doğru adım adım ilerleyen bir başarı öyküsünün kahramanı oldu. Kadriye Aydın başarı yolculuğunu ilk defa kigem.com ziyaretçileriyle paylaştı…

Yedi çocuklu bir ailede dünyaya geldi. Mahallesindeki en yakın ilkokula başladı. Kimsenin ondan bir başarı beklentisi yoktu. Bir  gün, bir teneffüs arasında yeteneğiyle beden eğitimi öğretmeninin dikkatini çekti. Onun enerjisini spora yönlendirmek için harekete geçen öğretmenleri, beklemedikleri bir engelle karşılaştı.  Ailesi  “Kız çocukları spor yapmaz, ayıptır” diye karşı çıktı. Okul müdürünün evine kadar gidip, babasını ikna etmesi gerekti.

Neyse ki Kadriye kendisine güvenen öğretmenlerini hiç mahçup etmedi. Yüksek atlama alanında peş peşe kazandığı madalyalarla “boşuna uğraşıyorsun, spora başlayanların sonu ortada” diyenlerin önyargılarının üzerinden zarif bir şekilde atladı. Başardıkça özgüveni yükseldi, özgüveni arttıkça başarı çıtasını yükseltti. Önce il, sonra ülke şampiyonu, sonra avrupa şampiyonu oldu. Milli sporculuğa kadar yükseldi.  Şimdi de gözünü olimpiyatlara dikti. Biz onunla röportajdan ne mi öğrendik? Boyunuzu seçemezsiniz ama onun kaç santim yükseğinden aşacağınız sizin azminizin göstergesidir.

“Bu iş için boyun kısa” diyenlere boylarının ölçüsünü gösteren bir şampiyonun hikayesi!

İşte Türkiye ve Dünya Şampiyonu Kadriye Aydın’ın kendi ağzından ilham  veren başarı öyküsü. Milli  sporcumuz, “yüksek atlamacı” Kadriye Aydın’ın muhteşem hikayesini, ilk kez Türkiyenin ilk kişisel gelişim sitesi kigem.com tüm detaylarıyla aktarıyor.

Öğretmenlerim ailemi ikna etmek için eve geldiler!

“Van’da meydana gelen deprem sonrasında ailem Mersin’e göç etmiş. Yedi kardeşin altıncısı olarak Mersin’de dünyaya geldim. Yokluklar içinde büyürken, ilkokul üçüncü sınıfta beden eğitimi öğretmenim benim atletizme yeteneğim olabileceğini fark etti. Teneffüslerde yerinde duramayan, oradan oraya atlayıp zıplayan biraz yaramaz bir çocuktum. Bu durum öğretmenlerimin dikkatini çekmiş. Hiperaktif yapımdan dolayı beni atletizme yönlendirdiler.

Fakat başta babam olmak üzere tüm ailem buna karşı çıktı. Babam muhafazakar bir çevreden geldiği için kız çocuğunun sporla ilgilenmesinin doğru olmayacağını düşünüyordu. Ailemizin büyükleri de zaten “spor yaparak bir yere gelinemeyeceğini, boşuna böyle şeylerle uğraştığımı” söylüyordu. Evden onay çıkmayınca müdür ve müdür yardımcıları babamı ikna etmek için bizi ziyarete geldiler. Onlara bu konuda yetenekli olduğumu, ziyan olup gitmeme izin verirlerse yazık olacağını anlattılar. Öğretmenlerimin ailemin ikna çabası olmasaydı atletizm maceram başlamadan bitecekti.

Stadyuma gidecek imkan olmadığı için, parkta antrenman yaptım!

İlk olarak uzun mesafe koşusuyla başladım. Bir süre kros yaptıktan sonra sıçrama konusunda daha yetenekli olduğum görüldü. Ancak maddi imkânlarım olmadığı için yüksek atlama antrenmanlarını düzgün bir şekilde yapamıyordum.

Antrenman için minder, çıta, çivili ayakkabı gibi malzemeler gerekiyordu, ancak benim harçlığım bu malzemeleri almayı geçtim, onları kullanabileceğim stadyuma gitmeye bile yetmiyordu. Bu nedenle başlarda parklarda ve sokak aralarında antrenman yapmaya başladım. İki arkadaşım benim için bir lastiği iki ucundan tutuyordu, ben de bu şekilde sıçrama çalışıyordum. İlk olarak makas tekniğini öğrendim. Yüksek atlamayı bu şekilde düşe kalka yapabilir hale geldim. Minder alacak imkan olmadığı için, parkta çimenlerin üzerine düşerek antrenman yapıyordum.

Bir çivili ayakkabım bile yok, anlıyor musun?

Kros yapmaya başladıktan sonra kısa sürede başarılar peş peşe gelmeye başladı. Mersin il birincilikleri, bölge birincilikleri derecelerini elde ettim. İlk madalyamı kazandığımda 9 yaşındaydım.

Aslında madalya kazanmanın ne demek olduğunun bile farkında değildim. Hatta madalya kazandığımız için bir yerel televizyon bizi yayına çıkarmıştı. Herkese tek tek “ödül olarak ne istediğini” sordular. Benim o zaman kendime ait bir çivili ayakkabım yoktu. Ben, “çivili ayakkabı” istediğimi söyledim. Sunucular bu duruma çok şaşırdı, çünkü diğer şampiyonlar genelde bilgisayar, telefon, kıyafet gibi isteklerde bulunuyormuş.

Benim sadece çivili ayakkabı istediğimi görünce, “diğerlerinden daha farklı olduğumu” söylemişlerdi. O zaman benim için çivili ayakkabı en büyük ödüldü. Çünkü bunu alacak param yoktu. Bilgisayar ya da telefonu hayal bile edemiyordum. Programdan sonra bize armağanlar verildi.

Heyecanla beklediğim çivili ayakkabılar yerine kıyafet vermişlerdi…

Stadyuma yürüyerek gidiyordum

Madalyalar kazanmaya başlayınca kulüplerin dikkatini çektim. On yaşındayken Yüksel Spor’a transfer oldum. Kulübün antrenmanları stadyumda yapılıyordu. Benim kendimi geliştirmem, daha büyük başarılara imza atmam için bu antrenmanlar çok önemliydi. Stadyum evimden bir saat uzaktı. Daha kötüsü oturduğumuz mahalleden stadyuma giden bir dolmuş geçmiyordu. Bu yüzden her gün tek başıma yürüyerek stadyuma gidiyordum. Daha 10, 11 yaşındaydım… Akşamları korkarak eve dönüyordum.

Lise yıllarıyla birlikte hayata bakışım değişmeye başladı. Artık başarının ne demek olduğunu, bir insanın hayatını nasıl değiştirebileceğini biliyordum. Yaşım olgunlaşıyordu ama maddi imkânsızlıklarım hala önümdeki en büyük engel olarak duruyordu. Bir gün “tüm bu imkânsızlıkların üzerinden sıçramamın tek yolu ise daha fazla antrenman yapmaktan geçiyor” dedim içimden. Beni rekorlar kırmak, alanımda büyük işler başarmak kurtarırdı.

O günlerde annem bana günlük 1 lira harçlık veriyordu. Bu parayla hem karnımı doyuruyordum hem de okuldan antrenmana gidiyordum. Param bir simit ve bir ayran almaya yettiği için antrenmanlara yine yürüyerek gidiyordum.

Limit Sizsiniz’i okuyunca, limitlerimi aştım!

Lise birinci sınıfta başarılarımda dikkat çeken bir yükselme oldu. O dönemde başarı motivasyonumu daha da artıracak kitaplar arıyordum. Bir gün gittiğim kitapçıda Mümin Sekman’ın Limit Sizsiniz kitabını gördüm. Kitabı okuduğumda kendimi buldum, hayalimi gördüm. Kendimi daha güçlü ve daha kararlı hissetmemi sağladı. Bu kitap bana hiçbir şeyin imkansız olmadığını, düşünce gücü ve kararlılık sayesinde engellerin aşılabileceğini gösterdi.

Kitabı okuduğum yıl Dünya Liseler Şampiyonası’na katıldım ve kendi grubumda dünya şampiyonu oldum. Limitlerimi aşmak beni daha da hırslandırdı. Mümin Sekman’ın diğer kitaplarını okurken, bir gün öyküsü yazılacak başarılara imza atacağımı hayal ettim. Hatta bu hayalimi Mümin Sekman’a da yazdım. Kendisiyle de böylece tanıştık. Beni başarılı okurlar buluşmasına davet etti.  Bu beni çok mutlu etti.

Başarılı oldukça, her şey güzelleşmeye başladı

Dünya şampiyonu olunca Cumhurbaşkanlığının başarılı sporculara yönelik para ödülünü almaya hak kazanmıştım. Ancak henüz reşit olmadığım için para ödülü ailemin hesabına yatırılmıştı.

Bu başarıdan sonra bir çok şey hızla değişti. Fenerbahçe Spor Kulübü beni kulübümden istedi. Yüksel Spor Kulübü’nün imkanları çok sınırlıydı. Bu transferle birlikte çalışma koşullarım düzeldi, tabii maaşım da. İlk başladığımda Fenerbahçe Spor Kulübü bana 400 TL maaş veriyordu. Ancak henüz reşit olmadığım için maaşımı annem çekiyordu.

Bu transferden sonra annem harçlığımı artırmıştı. Artık beslenmeme ve antrenmanlarıma daha fazla özen gösterebiliyordum. Ayrıca daha liseyi bile bitirmeden para kazanmaya başlamam başta ailem olmak üzere çevremin bana bakışını değiştirdi. Başlarda emeklerimin boşa gideceğini söyleyenler, para kazanmaya başlayınca “hayatımı kurtardığımı” söylemeye başladılar.

Boş durmak yok, daha çok çalış!

Yıldızım parlamaya başlayınca ailemin bana inancı da desteği de arttı. Haftada 6 gün antrenman yapıyordum, bir gün de dinlenmem için boş bırakılmıştı. Ancak annem boş günlerimde bile antrenmana gitmemi istemeye başlamıştı! “Daha başarılı olmak için daha da çok çalışmalısın!”, diyordu.

Onlar da artık şampiyonalara benimle birlikte hazırlanıyor, benimle birlikte aynı heyecanları yaşıyorlardı. Annem beni ilk kez bir yarışmada izlemeye geldiğinde gözyaşlarını tutamadı. Bu hepimiz için bir tecrübe oldu. Bir daha annemi yarışlara davet etmedim. Çünkü o ağladığında ben de etkileniyordum.

Üniversiteye başlayınca birden derecelerim düşmeye başladı…

Liseyi bitirince dünya şampiyonu olduğum için sınavsız olarak üniversiteye geçiş hakkı kazandım. Ailem Mersin’de yaşadığı için Mersin Üniversitesi Beden Eğitimi Yüksekokulu’na başladım.

Sekizinci sınıftayken “Milli Sporcu” olmuştum, dünya şampiyonluğum vardı ama üniversiteye başlayınca performansım geriye gitmeye başladı. Milli sporcu olduğum için devlet bursu alıyordum ve bursun devam etmesi için derslerde başarılı olmam şarttı. Derslerime yoğunlaşınca bu sefer de sportif derecelerim geriye doğru gitmeye başladı. Hem dersleri hem dereceleri yüksekte tutmam gerekiyordu. İkisi birden çok zordu. Derslerden çıkıp antrenmana gitmek için üç dolmuş değiştiriyordum.

Aslında antrenmanlarımı ihmal etmiyordum ama odağım dersler ve hayallerim arasında bölünmüştü. Bu yüzden antrenmanlarım verimsiz geçiyordu. Günde çift antrenman yapmam bile bu durumu değiştirmiyordu. Sabah üniversitede antrenman yapıyor, sonra çift dolmuş değiştirip stadyuma gidiyordum. Bu yoğunluk ve baskı beni çok zorluyordu.

Bazen antrenmanlara aç karnına gittiğim bile oluyordu. Dört yıl boyunca atlama derecem bir santimetre bile gelişmedi. Daha da kötüsü geriye gitmeye başladı. Üniversiteye 1.80 cm derecesiyle başladım, ama bir sonraki sene 1.78 cm’ye geriledim. Bu durum psikolojimi etkiledi. Bir yandan bursumu kaybetme, bir yandan kulüpten atılma korkusu yaşıyordum.

“En iyisi sen bu sporu bırak!”

Kaygılar kendime olan güvenimin azalmasına yol açmıştı. Hocalarım, antrenörlerim bendeki düşüş karşısında sporu bırakıp “KPSS’ye hazırlanmanın” daha doğru olacağını söylemeye başlamıştı. Bu süreçte en büyük destekçim Mümin Sekman kitapları oldu. O kitaplar sayesinde kaybettiğim inancımı geri kazandım. Motivasyonumu geliştirecek videolar izlemeye başladım. Çünkü pes etmeyecektim!

Üniversiteden mezun olmam spor kariyerimde dönüm noktası oldu. Bende başarı potansiyeli olduğunu biliyordum. Sürekli kendi kendime “her şey seninle başlar, istersen yapabilirsin” diyordum. Okul bitince sadece hayallerime ve hedeflerime yoğunlaştım. Antrenman tempomu artırdım. Spor dışında başka hiçbir şey düşünmedim. Haftanın dört günü antrenman yaptım, diğer günlerimi KPSS hazırlığa ayırdım.

Kimse benim yeniden toparlanacağıma inanmıyordu, hatta Avrupa Şampiyonası’na katılmama ihtimal bile vermiyorlardı. Ama ben sadece hedefime odaklanarak 2017 Avrupa Şampiyonası’na katıldım ve finallere kaldım. Bu olaydan sonra kendime olan inancım arttı ve olimpiyatlara katılma hayalime yeniden dört elle sarıldım. Şu anda olimpiyatlar için aday kadrodayım.

Önemli olan boyunuzun yüksekliği değil, boyunuzun kaç santim yükseğinden atladığınız.

2020 Tokyo olimpiyatlarında ülkemizi en iyi şekilde temsil edebilmek için kendimle yarışmaya devam ediyorum. Kulüpler arası bir yarışmada herkes bana boyumun yüksek atlama standartlarına göre kısa olduğunu, finale kalamayacağımı söylediler. Bu durum benim daha da hırslanmamı sağlamıştı. Dünyada diğer sporcular bunu başardıysa ben de başarabilirim. Yapamazsın diyenlere de yapabileceğimi gösterdim.

Olimpiyatlara da aynı motivasyonla hazırlanıyorum. 2018 yılında katıldığım tüm yarışmalarda Türkiye şampiyonluğunu kazandım. Derecem arttı, artık insanlar benden daha fazlasını beklemeye başladı. Elde ettiğim bu başarılar “yapamazsın” diyenlere de en güzel cevap oldu.

Elbette yüksek atlamada uzun boylu olmak büyük avantaj. Benim boyum da gerçekten dünya ortalamasına göre oldukça kısa. Şu anda en yüksek derecem 1.85 ve boyumdan 22 cm uzun. Avrupa ve dünyada kendi boyundan 40-50 cm üstünü atlayan sporcular var. Onlar başarıyorsa, ben neden başaramayayım? Hiçbir şey imkansız değildir, önemli olan istemek ve inanmak.

Olimpiyatlar için haftada 6 gün antrenman yapıyorum.

Yıl sonunda Milli Takım kampına gireceğiz, orada her gün çift antrenman yapacağız.

Pek çok çocuk için ilham kaynağı oldum

Şu anda Türkiye’nin en iyi kulübüne geçtim. ENKA Spor Kulübü’ne transfer oldum. En büyük destekçim kulübüm. Yüksek atlama branşı ülkemizde yaygın olarak bilinmediği için federasyonlardan da sponsorluklardan da destek alamıyoruz.

Kenar bir mahallede büyüdüm ve spor olmasaydı hayatım anneminkinden farklı olmayabilirdi. Ailemde yükseköğrenim alan ilk kişi oldum. Benim başarılı olmam çevremi olumlu yönde etkiledi.

Ben spora başladığımda karşı çıkanlar, ayıplayanlar bile kız-erkek ayrımı yapmadan çocuklarını spora yönlendiriyorlar. Benim başarılarımı görüp kendisine örnek alan onlarca çocuk var. Onlara karşı da sorumluluğum var.

Başarılarımı devam ettirerek onlara doğru örnek olmak istiyorum.

İşte Kadriye Aydın’ın başarılarının sıralı tam listesi:

2006 Mersin ilkokullar puanlı atletizm il birinciliği

2008 Türkiye yıldızlar ve Gençler şampiyonluğu

2010 Balkan Yıldızlar şampiyonluğu

2011 Dünya liseler şampiyonluğu

2012 Balkan  Gençler şampiyonluğu

2017 U23 Avrupa finalisti

2017 ve 2018 Türkiye büyükler şampiyonluğu

Kigem.com notu: Şampiyon sporcumuz Kadriye Aydın’ın hikayesinin devamını merak ediyorsanız, İnstagram sayfasını takip edebilirsiniz. https://www.instagram.com/kadriye33

Okumaya devam et

MAKALE

Bilgi okyanusunda kaybolmamanın yolları

Yayımlandı

-

Ekleyen

Artık bilgi okyanusunda yaşayan balıklar gibiyiz. Çevremiz sayısız bilgiyle dolu. Peki bu bilgilerden hangisini öğrenmeli, hangisini göz ardı etmeliyiz? Bu sorunun cevabı için birkaç önerimiz var. İşte bilginin çıkmaz sokaklarında kendimize bir yol haritası bulmak için yapmanız gerekenler:

Bilgi Okyanusunda Kaybolmamak İçin Bazı Öneriler

Çağdaş toplumlarda kültürel birikim ve aktarımın yani kültürel evrimin araçlarından biri (hâlâ) kitaptır. Ancak, yayınların neredeyse sınırsız olduğu buna karşılık zamanın ve olanakların sınırlı olduğu yaşantımızda, gelişigüzel okumak yerine kitapları seçici okuyup onlardan verimli yararlanmak önem kazanmaktadır.

Bu sebeple bilginin çıkmaz yollarına dalmadan önce kendimize bir yol haritası çıkartmamız gerekebilir. Bu yol haritası nasıl olmalı derseniz bir kaç öneri paylaşalım:

Öncelikle genel görünümü gösterecek genel tarih kitapları (insanlık tarihi, dünya tarihi, bilim tarihi, bölge tarihi, ülke tarihi vb.) okunabilir.

Bunlar okunurken kafanın takıldığı noktalarda, özel kaynaklara (örneğin Afrika tarihi, devrimler tarihi) yönlenebilir.

İnsanlığın kültürel kalıtı (eşit oranlarda olmasa da) tüm halkların katkısıyla oluştuğuna göre ve kültürel diyalog ortak bir dille yürütülüp katkıların o kalıtlar üzerine yapıldığı göz önüne alınarak büyük kültürlerin klasik yapıtları (örneğin destanları, kutsal kitapları, edebiyat, felsefe kitapları) fırsat bulundukça, rastlandıkça edinilip okunmalıdır.

Sınıflı toplum dünyasında genel kültürün, insanlığın ortak değerleri yanı sıra ideolojik savaşının düşünsel silahlarını da içerdiği unutulmadan, karşı ideolojilerin temel yapıtları (örneğin köleci, ırkçı, faşist, emperyalist el kitapları) hakkında (hem korunmak hem saldırmak için) bilgi edinilmelidir.

İçinde yaşadığımız çağdaş toplumun sorunlarını, akımlarını, kavramlarını öğrenebileceğimiz yapıtları da (tarihsel bilgilerle desteklense de en yakın tarihin düşünsel ürünleri üzerinden yürütülen diyaloglara ve tartışmalara katılabilmek; hiç değilse onları anlayıp bilimsel, sınıfsal açıdan değerlendirmek için) izlemelidir.

Kısacası bir gözümüz tarihte, bir gözümüz günümüzde olmalıdır.

Peki, “Hangi kitaba ne kadar zaman ayırıp ondan nasıl yararlanmalı?” derseniz…

“Okuma ekonomisi ve metodolojisi” diyebileceğimiz bu konuda, bilgisayar ve internetle içli dışlı olduğumuz günümüzde herhangi bir konuda internete girip yüzlerce, binlerce yapıt listesiyle karşılaşmak yılgınlık verip, şaşkınlık yaratıcı olabilir.

Onun yerine ilgilenilen konu hakkında bilgili birinden başlıca kaynaklar sorulabilir. Bu kaynaklarda yararlanılan ve eleştirilen kaynaklar arasında, en çok yararlanabileceğimizi düşündüğümüz kaynaklara gidilebilir. Kitap ekleri ve eleştirileri okuduktan sonra biriktirilip, gerek duyulduğunda taranabilir. Kuşkusuz okumaya karar verilen yazarlar ve konular internetten (o zaman) aranabilir.

Kitaplardan yararlanmada “hızlı okuma” yöntemleri pek sağlıklı değildir. Ama bir (konuşma yapma, yazma, tartışmaya hazırlanmada) zaman kıtlığı söz konusuysa, kitabın tümü okunmadan (giriş, sonuç gibi) belli bölümler okunup, (varsa) dizinde verilen sayfalar taranabilir.

Okurken kitaplığımızda sözlükler, ansiklopediler bulunmalıdır. Olanaklıysa, anlamını bilmediğimiz hiçbir (örneğin Latince) sözcüğü, kavramı atlanmamalıdır.

Yararlanılan kitap, dergi gibi kaynaklarda ilgilenilen satırların altını çizmek kitabı yaralar. Sonraki okuyuculara yarardan çok zarar verir. Zorunlu durumlarda  önemli yerleri illa çizmek zorundaysak en azından kurşunkalem kullanılmalıdır.

Bir yazıdan en iyi yararlanmanın yolu notlar almak, (gerekirse) özetini çıkarmaktır. Notlar arasında köşeli ayraçlar içine ya da kıyıya kendi soru ve görüşlerinizi ekleyebilirsiniz, eklemelisiniz. Bu en sağlam ama (zamanca) en pahalı yöntemdir. Ancak ağırlığı, yazıyı sindirme ve kendi sözcük ve kavramlarınızla daha sonra çok kısa sürede yararlanma olanağı verir.

Bir okumadan en büyük verim, okuma bir tartışma, bir konuşma, bir eleştiri, hele bir yazı amacına yönelik olduğu zaman alınır. Ama böyle diye “o zaman okurum” havasına girilmemelidir. O zaman (örneğin ödev, seminer hazırlama) çok ender gelebilir ve sizin istediğiniz konularda gelmeyebilir. İstediğiniz konularda geldiğinde, daha önce genel okumalar yapmamışsanız, kendinizde büyük bir boşluk, eksiklik bulabilirsiniz.

Son olarak, mesela doğa bilimleri okuyan  kişiler toplum bilimlerini tanıtıcı yapıtlar, toplum bilimleri okuyanların da doğa bilimlerinin tarihini ve yapısını özetleyen kitaplar konusunda bilgili olmalarının gerektiği. Bu, işbölümü toplumunun bilgi edinmede yarattığı yabancılığının aşılması yanı sıra, doğal ve toplumsal gerçekliğin bütünlüğü içinde kavranıp dönüştürülebilmesinde yararlı olacaktır.

Yazar: Alâeddin Şenel
Kaynak: http://www.matematiksel.org

Okumaya devam et
Advertisement

Popüler İçerik